2027-2030 Döneminde Piyasalar
Bugün Pusula’da bu faktör gündemden düşünce küresel piyasalar neyi fiyatlar, önümüzdeki süreç nasıl bir seyre sahne olabilir, bu yurtiçi piyasalara nasıl yansır sorusuna yanıt arayacağım.
Ancak 2026 yılının kalan 7 ayı ile kısıtlı kalmayıp sizlerle çok daha geniş bir vadeye yönelik zihnimde gerçekleştirdiğim jimnastiği de paylaşacağım.
Evet kısa vadeli odak noktamız 3 Kasım’da gerçekleşecek ABD Ara Seçimi. Cumhuriyetçiler çok yüksek olasılıkla Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kaybedecek.
Ancak Senato’da sandalyelerin üçte biri değişeceği için Cumhuriyetçilerin bu cephede çoğunluğu koruma şansı var.
Bence Trump yönetiminden bu hedefe yönelik düşük-orta gelirli hane halkını destekleyen adımlar göreceğiz ve bunun piyasa etkisi pozitif olacak.
YA 2027-2028 DÖNEMİ?
Bu soruya yanıt aramadan önce başta ABD, dünya ekonomisinin nasıl bir patikada olduğunu tartışmamız gerekiyor.
Artık hemen hiçbir ülke (Türkiye de dahil) tek bir ekonomik ritimle hareket etmiyor.
Dünya ekonomisi uzun süredir K tipi büyümeye sahne oluyor.
Hemen her ülkede iki farklı ekonomi aynı anda yaşanıyor.
Bir tarafta varlık sahibi, yüksek gelirli, iş güvencesi daha yüksek, finansal piyasa getirilerinden ve konut/sermaye kazançlarından yararlanan kesim var. Bu grup için tüketim hâlâ dirençli; seyahat, deneyim, sağlık, güzellik, lüks marka, teknoloji ve finansal hizmet harcamaları güçlü kalabiliyor.
Diğer tarafta ise gelirinin çok daha büyük bölümünü gıda, kira, ulaşım, enerji, kredi kartı faizi, sağlık ve temel ihtiyaçlara ayıran düşük ve orta gelir grubu var. Bu kesim için enflasyon oranı düşse bile “hayat pahalılığı” baskısı bitmiş olmuyor. Çünkü mesele sadece fiyatların artış hızı değil, fiyat seviyesinin kalıcı biçimde yukarıda kalması.
Aynı ülkede farklı yönde ilerleyen iki ayrı kol olduğu için ekonomistler bu yapıya K tipi ekonomi diyor.
K harfinin yukarı yönlü kolunda varlık sahibi ve yüksek gelirli tüketici; aşağı veya yatay seyreden kolunda ise düşük ve orta gelirli, borç servis yükü artmış, satın alma gücü baskılanmış tüketici yer alıyor.
BU YAPI NE ZAMAN VE NEDEN OLUŞTU?
Kökleri, küreselleşme, teknoloji, finansallaşma, varlık fiyatlarındaki uzun dönemli artış ve emek-sermaye gelirleri arasındaki ayrışmaya kadar gidiyor. Ancak bu yapı 2020 sonrası çok daha görünür hale geldi.
Pandemi döneminde uygulanan genişleyici para ve maliye politikaları ilk aşamada tüm gelir gruplarına destek verdi. Özellikle alt gelir grubunda geçici bir rahatlama yaşandı. İş gücü piyasasının sıkı kalması, düşük ücretli işlerde ücret artışlarının hızlanması ve doğrudan transferler bu dönemde K harfinin alt kolunu bir süre yukarı çekti.
Ancak 2022’den itibaren tablo değişti. Enflasyonun kalıcılaşması, faizlerin sert yükselmesi, konut erişilebilirliğinin bozulması, kredi kartı ve tüketici kredisi faizlerinin artması, kira ve temel ihtiyaç maliyetlerinin yüksek seviyede kalması alt ve orta gelir grubu üzerinde yeni bir baskı yarattı. Refah düzeyleri hasar aldı.
Aynı dönemde yüksek gelirli kesim, finansal varlıklar, konut serveti, daha güvenli istihdam, daha yüksek tasarruf tamponu ve piyasa getirileri sayesinde çok daha dayanıklı kaldı. Bu nedenle 2022-2024 döneminde K tipi yapı güçlendi; 2025-2026 döneminde ise daha belirgin bir ekonomik realiteye dönüştü.
2024 sonrasında bu makası açan yeni katalistlerden biri de yapay zekâ devrimi oldu. AI’ın sermaye, şirket kârlılıkları, istihdam ve gelir dağılımı üzerindeki etkileri başlı başına ayrı bir Pusula’yı hak ediyor. Bu nedenle bugün sadece not düşmekle yetineyim: K tipi ekonominin önümüzdeki 10-20 yıldaki seyrinde yapay zekâ en belirleyici faktörlerden biri olmaya aday.
2027-2029 DÖNEMİNDE NE OLABİLİR?
Bu evrede 3 faktörün ekonomi üzerinde güçlü etkisi olacağını düşünüyorum.
İlki dünya genelinde görece artacak kamu desteği.
İkincisi bununla da bağlantılı olarak artacak tüketici güveni.
Güçlü katalist olacak üçüncü faktör ise sektör bazında yaşanacak ertelenen talep dopingi.
Lokomotif cepheye bakarak bu üçlüyü detaylandıralım, Kasım 2028’de ABD’de başkanlık seçimi var.
Trump’ın güncel anketlerde görev onayı yüzde 34’e kadar düştü.
Bu oranın yukarı gitmesi için Cumhuriyetçilerin önünde yeterli süre var.
Ancak sadece Trump’ın olay çıkartmaması ile bunu sağlayamazlar.
Düşük-orta gelirli hane halkının satın alma gücünü yükseltecek güçlü adımlar atmaya ihtiyaçları var.
Hane halkını desteklemek üzere vergi indirimleri, gelir transferleri, kredi kartı ve tüketici kredisi faizlerinde rahatlatıcı adımlar, konut – kira destekleri, enerji maliyetlerini düşüren adımlar akla ilk gelen enstrümanlar ve bence önümüzdeki 2,5 yıl boyunca birçoğunu manşetlerde göreceğiz.
Gerek psikolojik kanal gerekse satın alma gücündeki toparlanma kuvvetle muhtemel Kasım 2028’e kadar olan kesitte tüketici güveninde yükselişi beraberinde getirecek.
Yukarıdaki grafikte mavi çizgi bu veriyi, kırmızı çizgi ise son 12 verinin ortalamasını gösteriyor.
Son açıklanan ve geride kalan 75 yılın en düşüğü olan 44,1 değeri büyük bir çöküşe işaret ediyor.
6 ay sonraki ara seçim arifesinde 70 olması, 29 ay sonraki başkanlık seçiminde ise ortalamanın (şu anda 53) 70 düzeyine çıkması ABD yönetiminin öncelikli hedefi olacak.
Bunun iz düşümüyle önümüzdeki 2 – 2,5 yıl tüketicinin satın alma gücünün ve güveninin yükseleceği, örtülü durgunluk yaşayan sektörlerde ertelenen talebin devreye gireceği, makroda pozitif bir dönem yaşamamız kuvvetle muhtemel.
Yukarıdaki tabloda ABD ekonomisinde tahmini verilerle K tipi ayrışmayı ve gelecekteki seyrine yönelik beklentimi görüyorsunuz.
Alt kol, 2024-2026 döneminde 3 senelik bir durgunluğa (ortalama büyüme yüzde 0,2) sahne olurken, üst kol büyümeye devam etti.
2027-2029 döneminde ben alt kolda ortalama büyümenin yüzde 2,4’e yükseleceğini bunun da ilişkili sektör hisselerinde sert değer artışına neden olacağını düşünüyorum.
Beyaz eşya, mobilya, uygun fiyatlı giyim, konut bağlantılı tüketim, bazı restoran zincirleri ve hacim kaybetmiş kitlesel markalar bu rüzgardan faydalanabilecek aklıma gelen ilk adaylar.
Ekonominin alt kolunu temsil eden kesim yaşadığı refah kaybı nedeniyle mutsuzluk fazını geçip öfkeli bir kalabalığa dönüşme arifesinde.
Bu nedenle bence önümüzdeki yıllarda dünya genelinde iktidarların hane halkının tepkisini dindirerek sandıkta hezimete uğramamak amacıyla destekleyici politikalarda vites artıracağı, muhalefetin de radikal ekonomik vaatler ile seçmenden destek isteyeceği ve kazanırlarsa uygulayacakları bir akış bizi bekliyor.
Kısa vade adına sempatik görünen bu durumun, uzun vadeli bakınca 2030 veya 2031 yılında yaşanabilecek global bir resesyona (belki krize) zemin yaratacağını düşünüyorum.
Çünkü hane halkına kamu desteği yan etkisi olmayan bir ilaç değil.
Vergi politikasında revizyon en basit haliyle zenginden al fakire ver biçiminde uygulanırsa bunun dozaj ve zamanlamasının çok özenli belirlenmesi şart.
Aksi halde büyüme ve beraberinde istihdam ağır darbe alır.
Yapay zeka devrimi önümüzdeki yıllarda istihdam üzerinde güçlü bir frenleyici unsur olmaya adayken bir de özel sektöre ağır yük bindirilirse çözümü çok daha güç bir sorun oluşur.
Tamam onları da fazla üzmeyelim, bütçe açığı pahasına kamu eli ile bunu gerçekleştirelim denirse de bugün güçlü desibelde duyduğumuz kamu borç stoku sorunu çok daha gürültülü bir anonsa dönüşür.
Nisan 2027 Fransa, Kasım 2028 ABD ve Şubat 2029 Almanya seçimleri dünya ekonomisinin seyri adına ajandalarımıza not almamız gereken tarihler. Vaatler yarışacak.
Sonuç derseniz 2027 ve 2028 finansal piyasalar adına pozitif olmaya aday. Bırakın global bir resesyon veya krizi aksine belirgin pozitif bir seyri kuvvetle muhtemel buluyorum.
Ancak bu evrede makroda yaşanacakların ve ekonominin kendine has dinamiklerinin bizleri 2030 veya 2031 yılında global bir resesyon mu yoksa global bir kriz mi sorusuna yanıt aramak durumunda bırakacağı görüşündeyim.
Finansal piyasalar ekonomideki iyi veya kötüyü 9-12 ay önden fiyatlar.
Bu gerçeği de dikkate alırsak olası bir global resesyon veya kriz fiyatlamasının 2029 veya 2030 yılında yaşanabileceğini düşünüyorum.
Tahminim doğru ise bu beraberinde çok büyük fırsatlar da getirecektir.
Çünkü resesyonların önemli bir özelliği de yeni zenginler ve yeni fakirler yaratmasıdır.
Türkiye ile noktalayalım. Artan politik desibel nedeniyle kısa vadede yurtiçi piyasalarda negatif ayrışmanın sürme ihtimalini görece yüksek buluyorum.
BIST bir süre 270-320 $ bandında yatay kalabilir.
Test edilir mi iddialı bir fikre sahip değilim ancak var olan bilgi setiyle test edilirse 235 $ düzeyini hisse senedi yatırımlarında ağırlık artırılabilecek bir düzey olarak görüyorum.
Orta vadeli bakınca (önümüzdeki iki yıl içinde) BIST hangi seviyeye kadar yükselebilir derseniz, global rüzgarın katkısıyla 400 $’ı görmemiz şaşırtıcı olmaz. Ötesi de şartlara bağlı olarak mümkün.
Ya global resesyon fiyatlamasında?
Şüphesiz olası bu parkur her yönden Türkiye’yi de etkileyecektir. Ancak dozajı için bugünden tahmin üretmek güç.
Kısmetse bunu da günü geldiğinde tartışırız. Bir sonraki Pusula’da buluşmak dileğiyle…
- BIST
- DOLAR
- EURO
- ALTIN


